Beş Bilinmeyen ?

Beş Bilinmeyen

Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine  hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden  haberdardır.” (1)

Hâris b. Ömer Resullulah (s.a.v.) hazretlerine gelir ve şu suali sorar:
– Ya Muhammed! Kıyametin kopması ne zaman? Beldelerimiz kuraklıktan sıkıldı, bolluk ne zaman? Karımı gebe bıraktım, ne doğuracak? Bugün kazandığımı biliyorum, yarın ne kazanacağım? Nerede doğduğumu biliyorum, fakat nerede öleceğim?” (3)

Bu soru üzerine yukarıdaki ayet-i kerime iner. Âyet, sorulan bir sorunun cevabıdır, aynı zamanda önceki âyetlere göre de gizli bir sorunun cevabıdır. Rûm,/55 suresinde buyurulduğu gibi burada da “Bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez.” buyurulması üzerine şüphesiz ki o gün, o saat ne zaman? diye bir soru hatıra gelebileceğinden bununla, ona cevap verilmiş oluyor.

  • O saat ne zaman? denilirse Şüphesiz Allah ki, kıyamet saatinin bilgisi ancak O’nun yanındadır.
  • Ve yağmuru o indirir. O halde ne zaman, nereye, ne kadar ve ne şekilde yağdıracağını da tam olarak o bilir. O halde öldükten sonra dirilmenin ne zaman olacağını da ancak O bilir.
  • Bütün rahimlerdekini de O bilir. Erkek mi, dişi mi? beyaz mı, kırmızı mı? tam mı, eksik mi? Her birinin özellikleri nedir? Bütün rahimlerdekinin tafsilâtını O bilir. Dolayısıyla kabirlerdekinin de tafsilâtını O bilir. O yaratan, diriltir.
  • Ve hiçbir kimse yarın ne kazanacağını kestiremez. Yani ileride başına ne geleceğini, eline ne geçeceğini, iyilik mi kötülük mü kazanacağını kendi gayretiyle bilemez.
  • Yine hiçbir kimse; gerek iyi, gerek kötü kim olursa olsun hangi yerde öleceğini kestiremez. Küçük kıyameti bilemez, büyük kıyameti nerede bilecek? Fakat Allah’a gelince Şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. Olmuşu, olacağı, görüleni, görülmeyeni, açığı, gizliyi hepsini bilir, hepsinden haberdardır. (2)

Allah Teâlâ’nın, bazı ileri gelen kullarına, hatta bu beşten bazı gayıb şeyleri bildirmesine ters olmaz. Çünkü o sınırlı parçalardandır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur ki:

“Allah Teâlâ rahime bir melek görevlendirmiştir. Ya Rab! Bir damla su, ya Rab! Yapışkan bir parça, ya Rab! Bir çiğnem et der. Allah Teâlâ da yaratma işini yerine getirmeyi dilediği zaman erkek mi, dişi mi, azgın mı, itaatkâr mı? Rızkı ne, eceli ne? söyler, anası karnında bunlar yazılır. O zaman onu, o melek ve Allah Teâlâ’nın kullarından dilediği kimseler de bilir.” (4)

Demek ki bazılarının bu şekilde bile bilmesi onları bilmenin Allah’a mahsus olduğuna aykırı değildir. Çünkü Allah’a mahsus olan ilim, gaybda iken her birinin durumlarına geniş ve teferruatlı bir şekilde vakıf olan tam ve mükemmel ilimdir. Meleklerin ve bazı ileri gelen kimselerin bilebileceği ilim ise, az çok delili ortaya çıkmış bir şekildeki eksik ilimdir. Aynı şekilde bulut, rüzgar, barometre gibi bazı işaretlerden yağmura, ceninin bazı konum ve hareketlerinden erkek veya dişi olduğuna intikal etmek şeklinde meydana gelen ve zanna dayanan şeylerle delil getirmek de buna ters değildir. Çünkü zan, ilim değildir. İlim, şüphesiz olandır. (2)

Gaybı bilmek ile gayb hakkında bir zanda ve tahminde bulunmak arasında fark vardır. Bir kimse tahminen bir şey söyleyebilir, bu gaybı bilmek manasına gelmez. Zira zannın mertebesi ne olursa olsun hiçbir vakitte ilim mertebesini bulamaz. Çünkü kesinlil ifade etmez. (5)

Kıyametin ne zaman kopacağı hakkında ileri sürülen tahminler ve teoriler bir kesinlik ifade etmez. İfade edilenler, hep mevcut şartlara göredir. Tahminlerde ilahi takdir nazara alınmadığı için her şey tabiat kanunları doğrultusunda değerlendirmeye alınır. Güneşten, ısıdan, meteorlardan, çevresel kirlemelrden, nükleer patlamalardan bahsederler, şu kadar milyon sene şu kadar milyar sene kıyamet kopacak derler, tabiki bu eldeki verilerin değerlendirmesidir, sadece ve sadece tahmindir. O halde, Allah istediği zaman kıyameti koparır, ne zaman koparacağını da ancak ve ancak O bilir.

Yağmurun ne zaman yağacağı konusu âyet-i kerimede açık bir şekilde bilinemeyeceği şekilde ifade edilmiyorsa da en büyük tefsir olan hadis-i şerifte: (6)
“Allah’tan başka hiçbir kimse de yağmurun ne zaman geleceğini bilemez” buyuruluyor. Bütün tefsir sahipleride ayet-i kerimeyi bu hadis doğrultusunda tefsir etmişler, yağmurun ne zaman yağacağı hususunun gaybi olduğunu kayıt altına almışlardır. Hükmün gerçek manasını bilmeyenler, itiraz ederek bunun aletlerle ve hava tahminleri ile bilinmmesinin mümkün olduğunu söylemişlerdir.

Cenab- ı Hak hikmetinden sual olunmaz, yağmurun ne zaman yağacağını, güneşin ne zaman doğacağı gibi bir kaideye bağlamamıştır. Yağmur için görülen belirtiler, bütün sebepler bir araya geldiği, bulutlar indiği, havanın karardığı halde, ha şimdi yağdı yağacak, ortalığı sel getirecek denildiği halde, sahibi bakarsınız bir yerden bir rüzgar çıkarmıştır da ne bir bulut kalmıştır, ne de bir eser.

Meterolojiler yağmur yağmadan önce ortaya çıkan bu belirtileri teknolojinin en son imkanlarıyla değerlendiriyor, ama ancak tahmin ediyorlar, ne zaman nereye, ne kadar yağacağını söylemek sadece bir tahmin oluyor.

Ana rahmindeki çocuğun durumu hakkındaki ayet-i kerime çocuğun erkek veya kız olmasının bilinmemezliğinden değil, ileride iyi veya kötü olacağının Allah’tan başka kimse tarafından bilinemeyeceğinden bahsetmektedir. Röntgen ışınıyla çocuğun kız veya erkek oluşunun bilinmesi ayet-i kerimeye ters düşmemektedir. Kur’an-ı Kerim çocuğun özel kabiliyetlerinin geleceğinin , huyunun, davranışalarının ne olacağına dikkati çekmektedir. Bunları Allah’tan başka hiç kimse bilemez.

Yarın ne kazanacağını bilmek, hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Gelecekte ne yapacağını bilemez. Onun için bir şey yapmaya karar verme sırasında şu ayet-i kerimenin ikazını unutmamamak lazım.

Beş Bilinmeyen ?

“Allah dilerse (inşallah yapacağım  de). Unuttuğun zaman Allah’ı an ve ‘Umarım Rabbim beni,doğruya daha yakın olana eriştirir.’de” (Kehf,24)

Gelecekte bir işi yapmaya azmederken işi Allah’ın iradesine bağlamalı, “inşaallah” demeyi unutmamalı. İnsanlık icabı olarak unutmuş bulunursa, hatırladığı zaman “inşaallâh” diyerek veya tesbih ve istiğfar ederek Allah’ı zikretmeli ki, bu şekilde sözün hükmü değişmezse de kusura keffâret olur, günahtan kurtulunur. Veya herhangi bir şeyi unuttuğun zaman insanın beceriksizliğini düşünüp Allah’ı an ki, unuttuğunu hatırlayabilesin. Özetle Allah’ın iradesinin sözünü etmeyerek yarın muhakkak şöyle yapacağım, böyle yapacağım demenin sakıncalarını anlamak için bir insan için en azından unutup yalancı çıkacağını düşünmesi bile yeter. (7)

İnsanın yapacağı işlerin bir kısmı kendi iradesine bağlıdır. Onları yapmaya o anda gücü yetebilir. Ancak, kendi iradesine bağlı olmayan öyle şeyler vardır ki, bir işi yapmaya kesin gözüyle baktığımızda, hiç beklemediğimiz engellerin ortaya çıktığı çoktur. Onun için yarın yapılacak şeyler bir kannattir bir tahmindir. Akşam kapısına 40 dilenci gelen nicelerin o günün sabahında 40 kapıya dilenci olduğuna çok şahit olunmuştur. Yarın ne olacağını ancak Allah (c.c) bilir.

İnsan nerede ölecek, hiç kimse ölümün zaman ve yerini kesin olarak tesbit edemez. Ölümün gizli olmasında elbetki hikmetler vardır. İnsan ne zaman öleceğini bilemezse her an Allah’tan korkma ve ümit besleme noktasındaki halini muhafaza edebilir.

Rahmetinin eseri olarak Cenab-ı Hak insanoğlundan hayatının ne zaman, nerede olacağını gizlemiştir.

*Kaynaklar:
1) Lokman suresi, 34
2) Elmalı Tefsiri, Lokman Suresi, 34
3)Buhari, Abdullah b. Ömer (r.a.)dan rivayet edilmiştir
4)Buharî, Enes b. Malik (r.a.)den rivayet olunduğu üzere
5) Meseleler ve Çözümleri, Mehmed Paksu, Nesil Yayınları, 2000
6) Buhari, Istiska, 29
7) Elmalı Tefsiri, Kehf Suresi, 24

One comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir